24 Eylül 2012 Pazartesi

Mor mu olsun , Beyaz mı?

Düğünlerden sonra 2 ay geçti ama ben hala açıp açıp fotoğraflara bakmaktan henüz yorulmadım :) Her fotoğrafta da başka bir güzel anıyı hatırlamak çok keyifli oluyor. 

Düğün ile ilgili yazı yazmayı artık bırakıp, önceden olduğu gibi "işte bunu ben yaptım" kıvamındaki ıvır zıvır keyifli uğraşlarıma dönmeliyim sanırım. Ama son bir kaç detay daha yazıvereyim de baktıkça mutlu olmaya devam edeyim bence :)

Şimdi bir kaç ay öncesine dönüvereyim ... :)

Her şeyi ama her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen mükemmel bir anneye sahibiz. Bu her şeyi düşünen ve çok şükür çok zevkli olan anneciğim benim düğün takılarımı da yıllar önce görüp beğenip alıp kaldırıvermişti. Herkesin bayıldığı güzelim inci takılarım, ben evleneyim de gelinliğimin üzerine takıvereyim diye sanırım bi 7-8 yıl bekledi beni sabırla :) 

Ama şimdi ben düğün hazırlıklarına başlayınca "Ama ben gelinliğimin üzerine ametist taşlı takılar takmak istiyorum, klasik inci takılı gelin olmak istemiyorum" diye çıkıverdim ortaya  :) ( hain evlat n'olacak :) ) Zaten yıllardır "N'olur düğünümde mor ayakkabı giyeyim ben " diyişlerimden böyle bir takı isteğine de hazırlıklı olmalıydı bence annem :)

Bir haftasonu annemle gezerken gördüğüm bol ametist taşlı ışıl ışıl takı setini görüp, annemden de sadece "fotoğraf çekimi" için onayı alınca ametist taşlı takılarıma kavuşmuş oldum.






Mor ayakkabılara gelince yine "sadece fotoğraf çekimi" adı altında mor ayakkabılarım da oldu çok şükür, ve annem saçma bulsa da ( pek çaktırmadı ama aslında çok sevdi ;) ) kendi elleriyle gelinliğimin altına giymem için mor tüllerden tarlatan dikti. 




Veeee düğün sayısı ikiye çıkınca morlarımdan vazgeçmedim tabiki de :) Ankara'daki düğün boyunca mor takılı , mor tüllü, mor ayakkabılı ve mor çiçekli (çiçeğim şurada) bir gelin oldum. Samsun'da da inci takılı, incili tacı olan, beyaz ayakkabılı (fotoğrafta parlamış pek belli olmamış ama onları da çok seviyorum ben), bembeyaz bir gelin oldum :) 

Bence çok şanslıydım çünkü ne benim, ne de annemin içinde kalmamış oldu hiç bir şey. Bence bütün gelinler öyle ya da böyle zaten çok çok güzel oluyor, gelinlik herkese yakışıyor. Önemli olan içinde kalmamış olması...

İnşallah evlilik hazırlığı yapan herkes içinde, aklında bir şey kalmadan mutlu mutlu evlensin :)

7 Eylül 2012 Cuma

Soğuk Seramik Gelin Çiçeğim :)


Düğün hazırlıkları sırasında düşünülmesi gereken bir konu da gelin çiçeğiydi. Hakan canlı çiçek seviyordu ve Samsun'daki düğünde canlı çiçeklerden bir buket yaptırmayı istiyordum o yüzden, ama 2 gün önceki düğün için bir canlı gelin çiçeği buketine daha para vermek istemedim ve de gereksiz buldum açıkçası. 

Sonra "ya aslında ben soğuk seramik hamurundan mı yapsam, yapsam nasıl olur" diye düşünürken buldum kendimi ( tabi annemden bu süreçte yine ayy bu kız bizi rezil edecek..., ayça bak sadece fotoğraf çekimi için ama... cümleleri ^^). İnternetten bulduğum bir kaç örnek gelin , ve Edoşumun da verdiği gazla seramik hamurunu aldım elime başladım gül goncalarımı yapmaya :) Başladığım zamanki hali ve nasıl yaptığım şurada mevcut :)

Ben güllerimi oluşturup kurumaya bıraktıkça evdekiler sevmeye başladı ama yine de gelin buketi olarak hayal edemediler sanırım. Hakan da görünce beğendi ama yaptığım şeyi saçma buldu.

Pes etmeden 5 mor 5 eflatun 10 tane gül goncası hazırladım. Aralarına gerçek cipso ve yeşil yapraklar koymayı düşünüyordum, o yüzden buket haline getirme işlemini düğüne mümkün olduğunca yakın zamana erteledim. Düğünden tam 2 gün önce suyun içine kopduğum cipsoların dökülmeye başladıklarını görmek azıcık hayal kırıklığı olmak üzereydi ki, halamın fikri ve desteğiyle nikah şekerlerimi  (şurada) yaparken kullandığım yapma cipsoların kalanını dolduruverdik güllerimin aralarına :) Tüller ve mor kurdelelerle sarıp sarmalayınca böyle bir güzellik çıktı işte ortaya :) Hem güzel hem çok kalıcı oldu.



Gelin buketim herkesten tam not aldı. Çok beğenilince Samsun'daki düğünde de canlı buketten vazgeçip el yapımı buketimle tamamladım düğünlerimizi :) 

Gelin çiçeği atma işlemine pek uygun değildi, kafa göz yarabilirdim bunu atsaydım :) O yüzden gelinlikçimin verdiği beyaz kumaş güllerden yapılmış buket havalandı düğün sonunda, ve Merve'nin kucağına konuverdi :)

30 Ağustos 2012 Perşembe

Rapsodi Mobilya Mağdurlarıyız Biz...

Bu blogu hayatımızı güzelleştirmek, renklendirmek için yaptıklarımızı paylaşayım diye açmıştım, ama malesef her şey güzel gitmiyor ve bizim hayatımızda son 3 aydır "Rapsodi Mobilya" isimli bir çirkinlik var. Sorunlarıyla, ilgisizliğiyle, her gün yeniden verilen boş sözlerle, yeri geldiğinde müşteri terslemeleriyle hayatımızda yer almış bir çirkinlik...

16 Ağustos 2012 Perşembe

Nikah Şekerlerimiz...

Nikah şekerimiz bence özel olmalıydı, ve mutlaka olmalıydı. Daha önce evlenen Edoşum nikah şekeri vermedi (en azından bana vermeliydi yaa) diye üzülmüştüm, e şimdi kendim vermesem kendime çok ayıp ederdim bence :) E peki ama nasıl olacaktı nikah şekerlerimiz ? Öyle çok sade klasik şeyler istemiyordum, buzdolabı magneti olsun istemiyordum ( insanların dolaplarının üzeri nikah şekeri doldu bence zaten), deniz kabuğu falan da istemiyordum ( halbuki çok seviyorum, ve bundan 7 yıl önce ilk buluşmamız deniz kabukları sayesinde olmuştu, ama şimdi nikah şekerlerinin çoğu deniz kabuklu). E biraz renkli de olsun , çiçekli olsun derken, e madem özel olacak oturur kendim yaparım (zaten e ben bunu yaparım demekten bi hal oldum, yeni bir şeylere başlamayayım diye düğün günü gelsin istiyordum artık :) ) dedim. Sonra da minik bir saksı içinde çiçekler ve şekerler olsun istedim. Ama minik saksı bulamadım :( Epey aradım, gezdim dolaştım, mailler attım, sosyal medyadan yardımlar istedim... Minik saksılar hep hazır yapma çiçekliydi zaten, Türkiye'de üretilmiyormuş Çin'den hazır çiçekli geliyormuş. En küçük saksı kaktüs saksısı diye buldabildiklerim oldu ama yeterince minik değillerdi. Sonra kocaelinde bir nikah şekeri firmasının sitesinde buldum. Buldum ama maillerime telefonlarıma cevap alamadım, hevesim kaçtı vazgeçtim. Olmayıversin şekerimiz n'apayım dedim.

Ben böyle nikah şekeri alım ve yapım olayından vazgeçip diğer düğün hazırlıklarına odaklanmışken, seramiklerimi fırınlatmaya gittiğim yerde, köşeye konulmuş bir kutunun içinde bir sürü minyatür toprak kapla karşılaştım. Antalya'dan geldiğini, söylediler hepsi el emeğiydi yakından bakılınca kalıp olmadığı çok belli. Minik, sevimli, el emeği toprak kaplar... İşte aradığım şey :) Birer örnek satın alıp , minik sepetleri kullanmak konusunda Hakan'dan da onay alınca :) 200den fazla minik toprak sepet Antalya'dan bize geliverdi ( önceden böyle bir şey aklıma gelmiş olsaydı kesin oturup sepetleri de kendim yapmaya kalkardım, Allah'tan geç karar verildi de bir de onlarla uğraşmadım :) )


Nikah şekeri malzemelerini Eminönü'nden aldım. Toprak sepetlerime uygun minik çiçekler, şekerleri koymak için de raket denen malzemeden aldım, çünkü herkes şekerlerini yesin ama nikah şekerimizin güzelliği bozulmasın istiyordum :) Nikah Samsun'da ki düğünün içerisinde yer alacağı için konsepte uygun bembeyaz çiçekli şekerler hazırlamak istedim. Samsun'a gelemeyecek yakın çevrem için de Ankara'nın konseptine uygun mor renkte 60-70 tane kadar ayrı şeker hazırladım.


 



Şekerlerimiz tamamlandıkca mutluluğum arttı :) Son anda bu kadar şekeri zor yetiştirirmişim ama gerçekten, iyiki Gözde varmış da yardım etti.


İçlerine şekerleri son 2-3 gün kala alıp yerleştirdik, taze kalsın herkes güzel güzel yesin diye. Halamın bastırıp getirdiği "Teşekkür ederiz" kartlarını da bağlayınca işlem tamamlandı ,şekerlerimiz bir güzel kutularına yerleşti :)



Şimdi gittiğimiz evlerde nikah şekerlerimizi görünce çok mutlu oluyorum :)

( NOT : Bu nikah şekerlerinden (istediğiniz renkte hazırlanabilir) sipariş vermek için hayatisusle@gmail.com adresine mail atmanız yeterli)

9 Ağustos 2012 Perşembe

Kocaman İkinci Mutluluk (Düğün Samsun)

Çok şükür her şey o kadar güzeldi ki, bunları paylaşayım diye değil de sonradan okuyup okuyup mutlu olayım diye yazıyorum :) O yüzden biraz uzun oldu :)

Ankara'daki düğünü bitirip yorgun bir şekilde eve dönünce ( ben eve değil, rahat uyuyayım diye karşı komşumuza geçtim, zaten son 4 gün öyle yapmıştım :) Buradan Gülten Teyzeme teşekkürlerimi sunayım, Seda'yı öpeyim :) ) hemen ertesi sabah yola çıkmak için hazırlıklar tamamlandı. O yorgunlukla sabah geç uyanırım diye beklerken erkenden ( saat 8miydi hatırlamıyorum ) uyanıverdim. Sessizce bizim eve geçeyim diye kapıyı açınca koridor da minik kuzenim Malik'i gördüm :) Sonradan baktım ki tek erkenci ben değilmişim, sofra hemen hazırlandı kahvaltı yapıldı, Hakan, eniştesi ve kuzeniyle geldi derken Samsun yolculuğumuz başladı :)

Keyifli bir yolculuk ve ufak bir Samsun turundan sonra  ( düğün mekanımızı ilk o dakikada gördüm, ve bayıldım :) ) Bafra'ya geçtik. Bafra'da şalvar isimli bu kıyafeti giyip Arnavut gelini oldum ve eğlencelere başladık. Yol yorgunluğuymuş, 1 gün önce düğün yapmışız... oo kim tutar bizi yine durmadık oynadık :)


Bu kıyafeti çok beğendim, giyince de çok mutlu oldum. Gömleğin yakasındaki iğne oyaları çok güzeldi. Samsun'a teyzem ve kardeşimle gittiğim için bu ilk gün ki eğlenceye annemler katılamadı malesef. Beni böyle görsünler isterdim doğrusu. 

Samsun'a bayıldım, çok güzel mekanlar var ama iyi ki fotoğraf çekimi olayını Samsun'a bırakmayıp Ankara'da halletmişiz, çünkü Bafra Samsun arası gidip gelmekten vakit ayıramazmışız. Kuaför için Samsun'a gittik. Tabi ben yine bi rahat bi rahat :) önce teyzemin saçını falan yapın dedim ben bi güzel alışverişe çıktım :) Ankara'da gelin odasında unuttuğum için yeniden ruj aldım, kuaförde unuttuğum için takma kirpik aldım falan :). Akşama gelin olacaktım ama saç modelim hala belli değildi :) Başladım anlatmaya bu kez taç takacağım topuz olsun bence. Mutlaka bukleli olsun yine. Aman sakın tepesini kabartmayın. Lütfen tarakla taranmış gibi olmasın, önleri böyle doğal haliyle toplanmış gibi olsun derken... sonuç benim için mükemmeldi :) Peki her şey böyle yolunda mı gitti ?... Tabi ki hayır , ama takmadık...

O gün bana en büyük oyunu artık şarlatan ismini taktığımız, sevgili tarlatanım yaptı... :)

Ben tabi yine rahat, saçlar sarılmış, makyaj yapılmış ortalarda dolanırken, kuaförüm "e hadi giyin geç kalacağız. Gelinliğini giy hemen saçını toplayayım" dedi. Gelinliğimi giyineceğim ama bi baktık tarlatan yok ortada o_O E nerde bu? arabada mı, kuru temizlemecide mi kaldı ? kuru temizlemeci "yok bana hiç gelmedi" diyor? arabaların bagajları boş ... Annem arandı "aaa ben tarlatanı hiç görmedim, doğru Ankara'da gelinliği paketlerken onu koymadım ben pakete" deyince :) benim tarlatandan umut kesilip hemen yeni tarlatan alışverişine koşuldu :) tabi ful makyaj ve saçlar bigudili :) Samsun sokaklarında koşturup, bulunan gelinlikçiye girilip, "şeyyy, ben akşama gelin oluyorum da, tarlatanım yok beniiiiimmmmm !!!" denildi :) böyle bir durumda tabiki anlayışlı müşteriler bırakılıp hemencecik bizimle ilgilenildi :) Bu tarlatanlar standart zaten denilip, benimkinden daha tüllü, daha süslü olan bir tarlatan kapılıp kuaföre dönüldü :) bitti mi? bitmedi çünkü bence bu tarlatan olayı standart falan değil :) gelinliğimin altına giyilince farkettim tellerinin öncekine göre eksik olduğunu ( normalde gelinliğin eteğini kaldırırken en üstteki telin tutulması yeterlidir, otururken kalkarken, oynarken o üst tel hayat kurtarır bütün o tülleri taşır...) Ama bu kezz, o üst teli bir türlü bulamıyordum, tutmak için resmen eğiliyordum >_<  Tarlatan gitti , tel eklenip geldi :) Hadi her şey hazır derken sevgili Begüm'ün blogunda görülüp ayy süper denilip alınan pembe fiyonklu gelin çorabı, paketten kaçık bir şekilde çıktı (buradan pentiye teessüflerimi ileteyim). Yeni açılmış paketin içinden çıkan çorabın resmen diz kapağından yukarısı kaçıktı o_O Ben tabi yine rahat "aaaa" demekle yetindim sadece :) E etrafımda insanlar şaşkın tabi, canım görümcelerim "Ayça gidip hemen yenisini alalım mı ?" diye soruyor :) "ya iyiyim ya, zaten görünmüyorki" deyip son hazırlıklar tamamlanıp , bu telaşlı kuaför turunu geride bırakıp attık kendimizi yeniden Bafra yoluna :)

Bafra'da davul zurnayla karşılandık (bayılırım düğünlerde davul zurnaya :) ) Sonra konvoy Kızılırmak üzerindeki tarihi bir köprüde (ismini unuttum ama, köprüden geçti gelin türküsündeki köprüymüş) durdu. Köprüyü yürüyerek geçip , adet üzerine dilek tutup köprüden suya taş attık  :)


Nikah kıyılırken epey güldük :) Nikah memurumuz süperdi, nikah bile çok eğlenceliydi :) Kuzenimin (Hüseyin) verdiği gazla, Hakan'la aramızda geçen bir evlilik cüzdanını birbirimize kaptırmama çabamız var ki, videoda izleyip izleyip gülüyoruz :)

Sonrası oynamaca eğlenmece :) Hiç durmadan oynadık, e önceki düğünden tecrübeli olunca düğünün ortasında topuklularımı çıkartıp düz tabanlara geçtim. Bir sürü gelinlikli minik nedimem (hepsine mucuk mucuk :) ) vardı, hiç birimizin pili bitmedi :) 

Ben böyle oynayıp eğlenirken tarlatanım yine yaptı şarlatanlığını , gelinliğimin altından telleri çıkıverdi. Bir süre telleri sokuşturma çabalarından, sonra çıkarttık telleri (o hallerimizde çok komik, videoyu izlerken resmen bekliyoruz bak şimdi teller çıkacak, bak gelinlik dağıldı diye) :) telsiz ve düz taban rahat rahat hoplaya zıplaya oynarak tamamladım 4 günlük oynamaca, koşturmaca sürecini :)

Not: Gelin çiçeğini Merve (küçük görümcem) yakaladı , halbuki sırada başka bekleyenler vardı, ayarlayamadık o_O. Mor ayakkabım Ankara'da, beyaz ayakkabım Samsun'da kaldı, yani silinen isimler konusunda henüz bilgi sahibi değilim ^_^ İsteyen herkes tez vakitte evlensin İNŞALLAH :)

Eğlenerek geçiriğimiz bu mükemmel 4 günde önce anne babalar , sonra kız kardeşler olmak üzere emeği geçen herkeslere teşekkür ederim :)

Güzel başladı, güzel devam etsin inşallah...

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Kocaman Bir Mutluluk :) (Düğün Ankara)

Evlendim ben , hem de çok şükür sorunsuz, güle oynaya :) Allah herkese böylesini nasip etsin inşallah...

İki düğün yaptık, ama 4 gün 4 gece oynadık :) yollarda gittik geldik yorulduk , ama çok güldük :)


Ben gelin olmadan evimiz gelin evi oldu, Esma ablam 1 gün önceden morlu beyazlı tüllerden diktiği süsleri kapıp geldi :) Asansör kapısına bile süs hazırlamış :) (Bu kısım için fotoğraf çekmiştim ama bulamadım, daha sonra ayrı bir yazı yazayım, çünkü Esma ablam sağolsun çok uğraşmış emek vermiş, çok güzel şeyler çıkmış ortaya)


Kapımız süslenir süslenmez başladı düğün bizim evde. Evimiz kalabalıklaştı, sofralar kuruldu, canım dayım sazını alıp güzel sesiyle şenlendirdi evimizi.

Düğün sabahı önce salona gittik mor peçetelerimizi, mor tülle keselenmiş kuruyemişlerimizi, dans şarkımızı, anı köşesi için hazırladıklarımızı bırakıp kuaföre koşturduk. Kuaförde epey bir soruldu "sen neden bu kadar rahatsın" diye . E rahattım işte ne bileyim :) Gözde'yi de şaşırtıyordu zaten düğün öncesi rahatlığım. Önceden saç makyaj provasına falan hiç ihtiyaç duymadım, kuaförümle modele tam da saçım yapılırken karar verdik :) Nişanımda yapılan saçım gibi yan tarafa toplansın istiyordum zaten ( en azından Ankara için bir fikrim varmış bak, Samsun için o bile yoktu :) ), ama nişan saçımdan farklı oldu ve daha toplu bir model olduğu için rahat ettim .



Ankara'da tam da istediğim gibi bir gelin oldum . Ametist taşlı takılarımı taktım, mor ayakkabılarım, mor tülden tarlatanım , elimde kendi yaptığım soğuk seramik gelin çiçeğim, olabildiğinde sade bir makyaj (yine de çok sade olamadı) ... Gelinliğim ışıl ışıl, bol tüllüydü :) savura savura oynadım :)


Ankara'da ki düğünde epey bir dans parçası çaldılar, eyvah insanlar sıkılacak , ee ben oynamak istiyorum yaa, e ne zaman oynayacağız diye düşünürken sonradan baktım ki iyi bile olmuş, çünkü bu sayede sevgilimle, kuzenlerimle, babamla, amcamla, dayılarımla falan bol bol dans edebilmişim ne güzel :) Kuzen Can'ın dediğine göre gelinle dans etmek önemli bir şeymiş, herkes ona bakıyormuş falan :) 


 Ankara'da düğün bir süre sonra kına gecesine döndüğü için gelinliğimi çıkartıp bindallımı giydim, oynadık da oynadık :) Kına taçlarını iyiki almışız çok güzel durdu, e bir sürü güzel kız vardı etrafımda :) Kına mumlarımın sayısını iyiki artırmışım, üşenmeyip oturup yapmışım iyiki, çünkü arttırdığım hali bile zor yetti. Ama çiçekli kuru kınalarım epey bir arttı :) 2 kına gecesi daha yapılır bence onlarla :)  Düğünlerde düzgün organize olabilmek çok önemliymiş , neredeyse takı kurdelelerimiz bulunamayacaktı, ayy yetmedi dediğimiz kına gülleri de açılmamış paketler halinde eve geri geldi o_O

Ankara'daki gelin arabamızın plakası tesadüfen "HA" (yani hakan & ayça :)) olarak denk geldi. Yorgunluktan bitmek üzereyken son pozumuzu gelin arabamızla verip plakasını anılarımız içine saklayalım istedik.


Düğün bitip eve geldiğimizde herkes Hakan'ın oynadığı harmandalıyı konuşuyordu, halbuki ben gelin olmuştum birinciliği kaptırmamam gerekiyordu ama oldu bi kere napalım :)

Devamı Samsun düğününde :) Acemiliğimizi ilk düğünde attığımızdan mıdır nedir, o daha eğlenceliydi sanki :)

( Maşallah bize bu arada :)) )


14 Temmuz 2012 Cumartesi

Kına Gecesine Hazırız :)

Çok çok az kaldı, ama çok şükür eksik kalmadı , biraz kalsaydı da bir şey olmazdı bence :)


Kına için kına tepsisi, kına sepeti ve kına mumlarımı daha önce eklemiştim :) Mor mor çok hoşuma gidiyorlar benim :)


Kına Başlıkları : 

Ben bu süslü taçlardan almayı hiç düşünmüyordum, annemi de vazgeçirmiştim. Ama çok çok çok yakın arkadaşım Deniz'imizin kınasında da kullanıldığını görünce tekrardan heveslendi :) E İlk İstanbul ziyaretinde Eminönü'ne gidilip alındı tabi :) Neyseki aldığım taçları çok severek aldım, çiçekleri renkleri tam benlik :)



Farklı olsun diye 5 tane taşlı, 5 tane de incili taç aldım , bakalım bunlar kimlere gidecek :)



Bu da benimki :) Bindallımın üzerine takacağım fes oluyor kendisi :) Arkasında düz beyaz bez gibi bir şey vardı. Kınaya günler kala arka kısmını çıkartıp, bu simli beyaz kına duvağını diktik. Kına duvaklarını hemen her renkte bulmak mümkün ve ışıl ışıl duruyorlar.



Kuruyemişlerimiz de hazır :)

Önce poşetlenip sonra tabiki de tülden mor keselere kondular :) Morun rengi yine fotoğraflarda, olduğundan farklı çıktı ...



Gelinin başına atılacak olan örtü mutlaka kırmızı olmalıymış , mora eflatuna dönemeyen tek şey o oldu galiba :) 


Bunlar da ellerine kına yakmak isteyen davetlilere verilecek olan avuç içine takılan güller ...



E şimdi yaş kına dağıtacağız da kuru kına dağıtmayacak mıyız ? Dağıtacağız tabiki de hem de çiçekli çiçekli morlu pembeli beyazlı :)



Kınaya ( kına ilk düğünün içinde olacağı için dolayısıyla düğüne) sadece 2 gün kaldı :) düğün öncesi bu kadar :) İnşallah her şey gönlümüze göre olur...  Şimdiye kadar şansımız açıktı, hep istediğimiz gibi oldu, böyle devam edelim inşallah... Darısı tüm isteyenlerin başına


13 Temmuz 2012 Cuma

Anı Köşesine Gözde'nin Eli Değdi :)


E karar verildi süslü defterimiz salona gitmiyor, yerine çözüm olarak da çok beğendiğimiz şuradaki kutuyu seve seve aldık :) Madem kutumuz var, küçük kartlara ihtiyacımız vardı doğal olarak :) Gittim mor ve krem rengi kartonlardan küçük kartlar kestirdim , getirdim. Daha sonra aklıma daha önce bir lokantanın verdiği kartlar geldi (1 yıl oldu herhalde, Kayseri Mutfağı vermişti bir sürü boş beyaz kart, sanırım yemek tarifi yazalım diye dağıtıyorlardı. Tabi ben hiç yemek tarifi yazmadım ama bol bol resim falan yaptım onların üzerine :) ) O kartlardan kalanları da ekledim renkli kartlarımıza, sonra yeni soru çıktı ortaya. " Eeee ben bu kartları neyin içine koyacağım , öylece masada mı duracaklar ?"

İmdada Gözde ( sevgili kardeş :) ) yetişti. "Eee o kayseri mutfağı kartlarının kutusuna koy işte..." şeklinde :)



Ben nasıl olacak nasıl duracak diye düşünürken kendisi bir güzel kapladı süsledi ve bir miktar kartla birlikte bu güzel görüntüyü ortaya çıkarıverdi :) ( buradan kendisine çok çok teşekkürler, öpücükler :) )


E o bu güzellikle uğraşırken ben boş mu durdum, durmadım. Hiç aklımda olmamasına rağmen oturup kalem süsledim. Neden ? E çünkü güzel güzel süsler ortaya dökülmüştü bir kere Gözde için :) A bu buraya olur, şu şuraya olur derken kalemlerden birine bir tüy bir kelebek tutturuverdim hemen :) ( Süslemeyi hiç düşünmüyordum, sedef rengi dümdüz iki tükenmez kalem almıştım daha önceden)



Kalem de süslenince ayy mükemmel oldu hadi fotoğraf çekelim dedik :) Ve Anı köşemizin sevimli elemanlarını bir araya toplayıverdik :) ( defteri niye unuttum bilmiyorum :( )



Şimdi ben bu fotoğrafa baktım baktım vee yeni bir soru işareti ? Eee kalem böyle mi duracak o_O  Hemen soğuk seramik hamuruma sarıldım, kalemimizi ayakta tutacak bir şey ( adı ne bunun kalem ayaklığı mı ??) yaptım :) Kendisi bir güzel kurudu , pek de güzel oldu ama elbette böyle kalmayacak . Sedef rengine boyanıp bir iki de küçük süs çiçek falan eklenecek kendisine . E önemli bir görevi olacak sonuçta dimi :)


Gerisi artık sevgili davetlilerimize kaldı, lütfen masanın yanından boş geçmeyin de bir iki satır yazı, ya da ne bileyim en azından bi çiçek böcek bişi çizin atın kutuya, bakarken mutlu olalım :) (  Ebruu, sana diyorum mesela ;) )


Not : kimse düğüne 3 gün kaldığını söylemesin, heyecan falan yapabilirim ^_^

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Takı Kurdelelerimiz :)



Düğüne son 5 gün :) Evin içi süslü püslü şeylerle doldu. Esma ablamdan gelen kuşların (şurada geliş hikayeleri var) bir çifti takı kurdelelerimize konuverdi :)

Kuşlar gibi benim takacağım kurdele de mor :) Zaten her şey mor :)

Ben lise mezuniyetimde de üniversite mezuniyetimde de mor giymiştim ( ikisi de tesadüf, renkleri özellikle seçilmiş şeyler değildi ). Normal hayatta aslında düşününce mavi, yeşil gibi renkler kullanmayı daha çok seviyorum diyorum, ama ametist taşını takmayı çok çok sevdiğim için bir dönem farkında olmadan baya bir mor ağırlıklı giyinmişim :) Düğün hazırlıklarına başlamadan önce hatta daha nişanlanmadan bile önce "ben ilerde düğünümde mor ayakkabı giysem olur mu ?" diye dolanmaya başladım, çünkü  lise ve üniversiteyi bitirdiğimde hayatımda yeni dönemlere geçiş yaptım sonuçta ve üzerimde morlarla kendimi çok iyi hissettim. E bu yepyeni bir dönem sonuçta, morlarım yanımda olsun da kendimi daha da iyi hissedeyim bana uğur getirsinler dedim :) .

Annemden epey bir süre onay alamadım tabi :) Sonra "ayakkabı tamamen mor olmaz annecim ama üzerinde bi aksesuarı falan mor olsun tamam" dedi :) Gerisi çorap söküğü gibi gelmeye başladı :) Bu arada ayakkabı mor mu ? Hem de mosmor :)




9 Temmuz 2012 Pazartesi

Eski ve Mavi...


Bu kolye ucunu bana büyük halam verdi , yeni değil 5-6 yıl oldu, belki daha da fazla. Kendisi genç kızken almış bunu, hatta atmayayım şimdi ama ilk maaşıyla falan olabilir :) Sadece serçe parmağıma olabilen bir yüzüğü de var ( onun fotoğrafını çekemedim çünkü eşyalarımın büyük bir kısmı yanımda değil, eee düğüne azıcık kaldı :) ) 

Ben bunu kutusunda sakladım da sakladım, takmaya hiç kıyamadım, çok sevmeme rağmen elim hiç gitmedi niyeyse. Ama ne zamanki evlilik kararı alındı, detaylar düşünülmeye başladı, "ayy ben bunu üzerimde mutlaka taşımalıyım düğün günü" dedim. 

4 yapraklı yonca da diğer halamın uğurudur, ne zaman aile içinde oyun oynasak işler kötü gitmeye başladığında çiziverir puan kağıdına 4 yapraklı yoncasını :)  

E şimdi hem nazar boncuğu gibi mavi, hem 4 yapraklı yonca, hem üzerinde kelebekler uçuşuyor, hem de güzel mi güzel :) Kararımı verdim yani düğünümde mutlaka üzerimde olmalı.

Sonra "Gelinlerin Savaşı" filmini izlerken farkettim ki aslında yabancıların (tam olarak kimlerin bilemiyorum :)) düğün geleneğini gerçekleştiriyormuşum , en azından bir kısmını :) Gelinler düğünlerinde üzerlerinde eski, yeni, ödünç alınmış, ve mavi şeyler bulundururmuş ve hepsi de ayrı güzel şeylerin simgeleri, şurada detayları var.  E şimdi bu güzelim kolye sayesinde hem eski, hem de mavi şey tamam. Yeni bir şey desek her şey yeni. Ödünç bir şey mi arasam düğüne günler kalmışken napsam :))


Gelinlerin savaşı filminin eski ve mavisi bu minik çiçek tokaydı. E şimdi benim kolye ucum daha güzel, daha anlamlı değil mi ama :)

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Ziyaretçi ( Anı ) Defteri Yerine


Düğüne gelenlerin duygu ve düşüncelerini yazabilecekleri defterimizi daha önce şöyle hazırlayıp şurada da blogumda paylaşmıştım zaten :) Sonra da bir güzel "aaa ben bunu düğün salonuna falan götüremem, tebrik ederim hayırlı olsun cümleleriyle hemen doluverecek defterimiz" demiştim ve düğünü beklemeden defterimizi ortaya çıkarıp isteyenler uzun uzun yazsınlar , hatta isteyenler resim falan yapsınlar dedim. Defterin içi keyifli güzel anılarla dolmaya başladı bile, gerçekten çok keyifli oldu ( duygulanıp ağlamayayım diye başta anneminki olmak üzere bazı yazıları okumadım düğün sonrasına saklıyorum)

E defter güzel oldu, yazılar çok içime sindi, sıra geldi defterimizin ulaşamayıp da düğüne gelecek arkadaşları düşünmeye. Onların da küçücük de olsa bıraktıkları bir anı yazısı olsun istedim. Salonun girişine konulan küçük bir masaya küçük süslü bir cam fanus ve renkli küçük kartonlar, renkli kalemler koymayı düşündüm başta. Böylece isteyenler küçük kartonlara yazılarını, tebriklerini yazıp fanusa atabilirler, ben de sonra onları defterimize yapıştırırım dedim. Ama sonra English Home'da bu kelebekli, cam kapaklı çok beğendiğim kutuyu buldum ( Fiyatı da tam olarak kartımdaki puanlara denk geldiği için hiç düşünmeden alıverdim :p ). Cam fanus yerine bu kutu daha şık duracak bence :)




Düğüne az kaldı ya sürekli tetikteyim eksik bir şey var mı diye. Düşündüm de mor peçetelerimiz eksikti o_O Düğün salonunun peçeteleri bordoydu, ben " e ama her şey mor oldu bu kırmızı, bordo da neyin nesi " diyince, düğün salonundan " mor peçete bulamayız, beyaz yapalım ozaman" şeklinde cevap geldi. E tamam beyaz olsun, o da olur ama bu mor peçeteler çıkıverdi karşıma :) Kipanın kendi ürünü , büyük boylar ( 40x40), hem mor hem de gayet kalınlar kumaş gibi. 50 tanesi 4,90, hemen her rengi var. Yani kimse "ayyy düz sarı peçete nerden bulayım, fıstık yeşili peçete nereden bulayım " demesin :) 6 paket kaptığım gibi getirdim eve :) İşin ilginci , gören duyan kimse "ayça peçeteye niye para verdin, ay bir kere kullanılıp atılacak, e beyaz olsa noluyodu yani" gibisinden cümleler kurmadı, buradan öpüvereyim hepsini :)


Not : çektiğim hiç bir fotoğrafta morlar olduğu gibi çıkmıyor hep başka tonda görünüyor malesef.

2. not :) : Bu küçük ziyaretçi notları atılabilsin diye beyaz güzel kafeslerin de kullanıldığını gördüm bir yerde, ama ben uygun kafes bulamadım, bulduklarımın yanları çok genişti notlar dökülebilirdi. Ama gerçekten çok şık bir çözüm olabilirdi o da.

6 Temmuz 2012 Cuma

Esma Ablam'dan gelen düğün süslerim :)



Tuğba Canyurt'un yaptığı morlu keçe kuşları gördünüz mü ? Ben gördüm, ve gözlerimi alamadım. E nasıl beğenmeyeyim çok güzeller, çok sevimliler, tabi bir de morlar ( Ankara'da ki düğünde ben dahil her şey mor olacağı için :) ) 

Neyse taktım kafaya, e hazır Ankara'da da, ben kesin gidip bir çift alıp takı kurdelelerimize (benimki mor, hakan'ınki beyaz) dikeceğim diye. Ben böyle gidip keçe kuş almalıyım diye dolanırken Esma ablam duydu sesimi ( şu güzelim önlükleri diken yetenekli bayan oluyor kendisi) "Ayça sen çiz ne istiyorsan ben dikeyim olur mu, sana bir şeyler yapmak istiyordum, düğünün için bir şeyler yapmam gerek dedi". Aldım kağıt kalem, mükemmel çizim yeteneğimle :p çiziktiriverdim hemen. Benim çizimimden anlaşılabildiği kadarıyla (çok güzel yaptığına göre demekki çok güzel çizip anlatmışım bence ;) ) yapmış kuşlarımı , yetmemiş kolye falan da yapmış onlara :)



Hem de bir sürü :) Eve geldiğimde sadece 1 çift değil 5 çift gelin damat kuş beni bekliyordu :) Sağolsun tek tek minik minik uğraşmış kuşlarla.





Düğünden iki gün önce gelip evin kapısını süslemek istedi, önden bu güzelim kapı süsünü hazırlayıp getirmiş, "ben gidip mor beyaz tüller alayım o gün için " dedi :) 



Hızını alamamış olacakki, evimde kullanmam için de bu iğnelik adamı yapmış, benden de bu adama bıyık eklememi istedi :)


Ben hepsini çok çok beğendim, ellerine sağlık. Düğün vakti yaklaşıp telaş arttıkça etrafta böyle güzel insanlar görmek çok güzel oluyor. Tuğba Canyurt'a da ayrıca teşekkür ediyorum, düğünüm için istediğimi duyduğunda hediye etmek istedi bir çift kuş, almaya gidemedim ama almış kadar mutlu oldum :)

Bu arada hala dans şarkımız yok bizim >_< (son 10 gün)

28 Haziran 2012 Perşembe

17 mi o_O ?



An itibariyle takvime bakıp tekrar tekrar bir kaç kez sayınca ilk düğüne 17 gün kaldığına kesin olarak inanmış oldum ( önceden inanmıyor muydum ? sanırım inanmıyormuşumki bu kadar rahattım :)) )

Bugün Ankara'daki son iş günüm, bundan sonrası koşturmaca sanırım :)  

Eksikler neler mi :
* Henüz tamamlanmak için beni bekleyen nikah şekerlerim ( 200 tane olacak yarısı bitti )

* Soğuk seramikten yapacağım yapacağım diyip durduğum gelin çiçeğim ( ahh şu aldığım soğuk seramik hamurunu nereye koyduğumu bir bulsam yapacağım... )

* Saç modelim belli değil, ama gözlemlediğim diğer bütün gelinlere göre çok daha rahatım bu konuda niyeyse. Ankara'daki düğün için kuaföre gidip direk nişanda yaptığın saçın ( maşalanıp, tek tarafa toplanmıştı bütün saçlarım , açık bir saç modeli yani . zaten taç falan da takmayacağım Ankara'da ) aynısını istiyorum provaya gerek yok dedim :) Ama ya Samsun ? Kuaför seçimini büyük ablamıza bıraktık, eminim iyi olacak ( kuaförü ilk düğün gününde görme şansım olacak ). Taç takacağım, topuz olsun diyeceğim de nasıl bir topuz , içinizden bir fikir veren olsa keşke :)

* Peki ya şarkılar ? Bu konuda da önerilere açığım . Henüz dans şarkısı belirlemedik ( Kuzen Can beni kandırdı azıcık >_< , "kuzuummmm senin dans şarkını trompetle ben çalayım mı, vaktim var bak çalışıp çok güzel çalarım" dedi ... Ama o vakit o çalışamadan akııpppp gittiiii... Trompet sesini çok beğeniyorum Can çalarken de hayran hayran dinliyordum ne güzel).  Can'ın çalacağı şarkı ( çalıp sunduğu seçeneklerden en beğendiğim ) " Historia de un Amor"du. Hala da aklımda orjinal haliyle veya Yaşar'ın söylediği haliyle "Benim bütün rüyalarım seninle..." diye mi dans etsek acaba ? ( Yardımmm) Bu arada Can'ın trompetinden ve Gözde'nin (kardeşim olur kendisi :) ) kemanından vazgeçmiş değilim ama dans parçası çalmayacakları kesin...

* Slayt gösterisinden vazgeçtik, bu yüzden de ben girişe bir kaç fotoğrafımızı içeren bir poster hazırlayıp asmak istiyordum. Ama poster moster yok ortada, bakalım uğraşacak vakit olacak mı???

İşte bu kadar :) (İnşallah bu kadardır) :) Yarın evime gidiyorum (İstanbul'a), yanlış gelen sandalyelerimi kontrol edeceğim >_< sonra dönüp bu saydıklarımı halledeceğim inşallah ....


21 Haziran 2012 Perşembe

El Sanatları Sergisi


Geçen hafta Kızılay metrosunun sergi alanında el sanatları sergisi vardı. Bloglardan görüp bitmeden bir bakayım demiştim ama çıkmış aklımdan. Babaanneme giderken bir baktım köşede bir amca topaç ( leylak dalı'nın blogunda bahsettiği topaçlarmış işte onlar :) ) yapıp satıyor, sonrasında yanına sıra sıra dizilmiş standları görünce farkettim unuttuğum serginin tam ortasına düşüverdiğimi :) E sonrası malum baktım da baktım :) Hipnoz olmuş gibi her şeyi incelerken nasıl oldu bilemiyorum kendime engel olmayı başardım ve çok fazla şey almadım :)


Lületaşından yapılmış her şeyi uzun uzun incelerken bu atı görür görmez almak istedim sevgilime. Kendisi henüz görmedi ama ben pek sevdim, iyi anlaştık biz :) Bir gün kesin elime lüle taşı alıp bir şeyler yapmayı deneyeceğim,  bir kurs falan bulsam, bir de vakit bulsam daha güzel olur tabi :) 



 Hakkaklık (metal hat oyma) standına da bakarken anahtarlık yaptıklarını farkettim. Zeytin ağacıymış, üzerine istediğinizi hemen yazıp vernikliyorlar , azıcık kurumasını bekliyorsunuz. 2 tane anahtarlık seçip ikisinin de bir tarafına benim , bir tarafına sevgilimin soyadını yazdırdım. Neden? Çünkü o ev sadece bizim değil de, iki ailenin birleştiği bir ev olsun istiyorum. O yüzden isimlerimiz yerine ikimizin birden soyadı olsun istedim. Böylelikle evimizin ilk anahtarlıkları da alınmış oldu :)

Sergideki diğer standları Sevgi güzel güzel anlatmış blogunda şurada ve şurada :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...